Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Türkiye bölünmenin eşiğine getirilmeye çalışılmaktadır.
Türkiye cumhuriyeti, tarihi geçmiş ve sorumluluğunu unutarak geçmişine ortak olduğumuz ülkelerde ki siyasi ayaklanmalarda çok açık ve bariz taraf tutmaktadır. Bu tarafgirliğini Suriye konusunda hat safhaya çıkaran ve batıyı bu işe kayıtsız kamakla suçlayıp direk müdahae isteyen sorumsuz tutumunu anlamak ve bunu hayır üzere yormak akıl ve mizana terstir.
AK Parti iktidarı, devlet geleneğinde cumhuriyetin kurulması ile oluşan komşularla oluşan siyasi 80 yıllık kopmayı, bireysel ilişkleri ile doldurma gayretinde geçen on yılda edindiği başarıyı, şimdi kaos ortamına doğru çekmektedir. AK Parti, kardeş müslüman ülkelerde edindiği eski ilişkilerinin o ülkelerin girdiği kaosla birlikte zorla iktidara getirilme çalışmalarına devlet politikasını hiçe sayarak müdahale etme planı içindedir.
Söylemlerini çok insani ve barışcı zeminde konuşan AK Parti’nin, bu tavrını göstermediği diğer ülkelerle kıyasını bir önce ki yazıda yaparak bu sözlerin riya olduğunu ifade etmiştik. Kasım ayında Azerbaycan’da çıkan bir kanunda Müslümanların, açıktan kapalı mekanlarda dahil dini toplantı yapamacağını meclisten geçirmesi islamcılara yönelik insanlık dışı uygulamanın son safhasıdır. Kasım ayı aynı zamanda Aliyev ile AK Parti arasında en fazla diyalogun yaşandığı bir aydır. Allah aşkına Suriye için Sayın Başbakan batıya “Suriye, enerji kaynakları konusunda yeterince zengin olmadığı için dünyada yeterince izlenmiyor, Libya kadar yankı uyandırmıyor olabilir. Libya'da ölenler ne kadar insansa, ne kadar cansa, Suriye'de öldürülenler de o kadar insan, o kadar candır. Libya için iştahlarını kabartanlar Suriye'deki katliamlar için sessiz kalmaları vicdanlarda tarifsiz yaralar açmaktadır.” bana çok samimi gelmiyor. Suriye de yaşananlar dramda, Azerbaycan halkı keyfinden mi yapıyor bunu bilmiyorum.
Sayın başbakana da ben aynı cümlelerle soruyorum. Hatta Azerbaycan’da enerji kaynaklarıda hat safhada “Azerbaycan’da yaşanan olaylarda, vicdanınızda bir yara açıyor mu?” kıymetli dostunuz Aliyev’e de, bir gün TV ekranlarından seslenebilirmisiniz.
Acaba burada seslenme kreteri; insan mı! Yoksa lider veya ABD referansı mı?
Azerbaycan, İsrail ile ilişkileri son birkaç yılda çok ileri olan bir ülke, veya Bahreyn ABD’nin en büyük üssü konumunda…
Tabi yine konuyu dağıtmayalım, Suriye konusunun Türkiye’yi bölme mevzusuna gelince, Suriye’den evvel başlayan olaylara kadar diğer ülkelerdeki ayaklanmalar, sosyal ve siyasi hayata dair okuma yapan abilerimiz tarafından yazılıp çizilmesi bir diktatörün gönderilemsi yönünde haklı talepler iken, Suriye’ye sıçraması ile alakalsı yokken tartışmaları Şii-Sünni eksenli hale getirdiler. Hatta bu işe AK Parti, bakan ve genel başkan yardımcıları seviyesinde müdahil oldu. O tarihlerde bazı alevi vakıf ve dernekleride bu yaklaşımlara tepki babında Esat’a destek mesajları yayınladılar. Bu birinci akım, ikinci akım ise anti emperyalist cephe bu cephede çoğunluğu Şii olan sol ve islamcı bazı guruplar vardır.
Bu iki gurup, olası müdahale de AK Parti hükümetine açık tavrını koymada elbette teretdüt etmeyecektir. Ayrıca ülkemizde “KCK” operasyonları ile birlikte kürt solu üzerinde gaz birikmesinide hesaba katmak lazımdır. Suriye’nin kendisine müdahalede alacağı tavır elbette bir devletin takınması gereken tavırdır. Bunun yanında bu tip müdahaleye karşı İran’ın tavrı aşağı yukarı netir. Irak hali hazırda bu konuda çok ciddi tehdit ve bölünme tehlikesi altındadır. Lübnan da, Hizbullah’ın tavrı gereği ciddi gerilimler yaşaması olağan bir sonuçken. Bu konuda Suriye’den sonra istikrarsızlaştırma fiilinin adresi Türkiye’dir. Yani komşuları ile birlikte orada ki etnik ve mezhebi çalkantının adresi kaçınılmaz olarak Türkiye olacaktır. Ve Irak’ın düşeceği konum gereği Kürt bölgesinin daha rahat hareket edeceğini düşünürsek bölünmenin ilk adresi belli olur.
AK Parti ne yapmaya çalışıyor anlaşılır değil!
PKK’ya destek veren ve ülkemizin iç işlerine on yıl öncesinde PKK ve Kürt sorunu yüzünden müdahil olan devletlere Tayyib Beyin tavrı ne ise şimdi bu tavrı hak edecek eylem içerisinde olması anlaşılır bir durum değildir.
Eğer Tayyib Bey gerçekten İnsan haklarına saygılı ise Bahreyn, Yemen, Azerbaycan, Doğutürkistan, Afganistan ve dogu Afrika ülkelerinide dile getirmelidir. Hatta ülkemizde ki insan hakları ihlallerini köklü çözümlerle öncellemelidir.
Muhalefetin samimiyetsizlik ve bilgisizlik içerisinde ki konumu gereği devleti ABD güdümlü bir politikaya teslim eden AK Parti, tarihi bir sorumluluk değil tarihi bir yanılgı ile hareket etmektedir. Biran önce bölgeyi barışa değil kargaşaya götürecek söylemlerden vaz geçmeli ve daha aklı selim bir iş yapmalıdır.
İran’ın Irak ile yaptığı askeri antlaşma ve ABD’nin bölgedeki 160 bin civarında ki askeri gücü Bağdat’tan çekilerek Kuveyt ve kuzey Irak’a yığıldığını görmekte lazımdır.
ABD askeri gücüne gerek duymadan, muhalif hareketler ve Türkiye tavrı ile kendine göre zararsız bir devrim yapmayı planlamaktadır ama Şam, Libya’ya benzemez gibi durmaktadır. Tarihi bir sorumluluk gereği bölgede olacak gelişmelere bölge insanı karar vermelidir.
Kendimi Baas rejimini savunan birisi olarak görmüyorum. Ayna vazifesinde birkaç cümle kurmaya çalışıyorum. Suriye’de Değişimini İsteyenler Birde Kendilerine Baksınlar!
Düşüne biliyormusunuz; İki üyesi hariç arap birliği ile toplantıya oyu olmamasına rağmen katılan Türkiye, ABD ve Fransa “Suriye’de değişim için düğmeye basmıştır.” “Müdahele şekli nasıl olursa olsun Esad gitmelidir.” Söylemi ürkütücü ve gayri insanidir.
Sıkca dile getirilen bu söylemi yazan çizen abilerimiz kardeşlerimiz?
Bir devlet düşünün ki ismini iktidar sahiplerinin ailesinin isminden alsın. Yüz yıldır bağımsızlık altında bu devleti o aile yönetsin. Katı kuralları haç için giden herkes tarafından bilinsin. Yani arap ülkelerinin hangisinin iktidar anlayışı Suriye’yi demokratikleştirmeye refarans olacak olgunlukta. Batı ise bu bölgede seksen yıllık geçmişi ile yüzüne tükürülecek kadar çirkinliklerin sahibidir.
Bölgeye yeni bir müdahalenin ikinci adımı kötü şeylerin habercisidir
Uzeyir YİĞİT